7 Şubat 2015 Cumartesi

The Fault In Our Stars / Aynı Yıldızın Altında


Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Aynı Yıldızın Altında / The Fault In Our Stars
Yazarı: John Green
Yayınevi: Pegasus Yayınevi
İngilizceden Çeviren: Çiçek Eriş
Sayfa Sayısı: 317

Sanırım ben herkesin beğendiği, çok satanlar listesine giren kitapları değilde kıyıda köşede kalmış, unutulmuş ya da hak ettiği noktaya ulaşamamış kitapları daha çok sevdiğimden çok satan kitapların hepsinde bir kusur buluyorum. Bu kitabı beğenenlerin yazdığım yazıdan dolayı beni eleştireceklerini düşünüyorum çünkü ben kitabı çok fazla beğenmiş sayılmadığım için yorumumda bu yönde olacak. Yaşasın klasikler, yoksa dünya yaşanmaz bir yer olurdu.

Kitabın sevdiğim yanlarından bahsedeceğim öncelikle. İlk olarak yazarın kanserin sebepleri ve sonuçlarından çok kanserli bir insanın hislerini, ölüyor olmanın nasıl bir şey olduğunu bu kadar yaşarcasına anlatmasını çok sevdim. Bana normalde okuduğum kanserli hastaları anlatan kurgulardan çok daha gerçekçi ve çok daha inandırıcı geldi bu hikayenin kurgusu. Bir insanın ölüyor olmadan, ölen birinin duygularını anlamasını sağlayabilir bu kitap. Bu kesinlikle kitaba daha ılımlı yaklaşmamı sağlayabilirdi ancak kitabın her yeri kanser, kanser, kanser. Tamam, kurgunun üzerinde kurulduğu temel kanser olabilir ancak bir yerden sonra kafamı yastığa atıp kanserde baygınlık geçirecektim. 

Hadi bunu geçtim diyelim, bazı yerler kendini o kadar çok tekrar etmiş ki insanı bunalıma sokuyor. Yazar benim fikrimce kitaba çok tutacak, tam Amerikan tarzı birkaç cümle koymuş ancak bunları gerçekten o kadar fazla tekrar etmiş ki ben sıkıldım. Çok güzel birkaç cümleyi sürekli tekrar etmek kitabın okuyan çoğu kişinin 'çok romantikler' diyerek etkilenmesini sağlamış olabilir. Beni ise sadece bunalttı.

Ve tabii ki kitabın sonu. Kesinlikle insanı ters köşe ediyor. Ben beklenmeyen sonlara bayılırım. O kitabı unutulmaz yapar benim için. Bu yüzden kitabın sonunu da, kanseri anlatış şeklini de beğendim ve içinde umutsuz bir romantik olan herkesi de etkileyeceğini düşünüyorum.

Şöyle bir durum var ki ben kitap bittiğinde biran inanamadım. Nasıl yani, devamı yok mu, benim kitabımın sayfaları mı eksik diye dakikalarca kitabı alt üst ettim resmen. Maalesef gerçekten de orada bitiyormuş. Kitabın bitmesinden önceki yüz sayfa gerçekten hoşuma gitti ama son bölüm beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Devamı yok mu düşüncesiyle deli olabilirdim.

Ne çok kötü ne de çok iyi bir kitap bence. Tabii ben klasikler savunucusu olarak bu konuda objektif olabileceğimi söyleyemem. Şimdiden alıp okuyacak olan herkese keyifli okumalar.

Sevgiler:*



25 Ocak 2015 Pazar

Fifty Shades of Grey / Grinin Elli Tonu




Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Grinin Elli Tonu / Fifty Shades of Grey
Yazarı: E. L. James
Yayınevi: Pegasus Yayınevi
İngilizceden Çeviren: Sevinç Seyla Tezcan
Sayfa Sayısı: 576


Çok yakında serinin ilk kitabının filmi vizyona girecek olduğu için bu hafta en sevdiğim serilerden birini yorumlayayım dedim. Normalde seri kitaplardan hoşlanmam ama bu kitabın öncesinde bir internet sitesi üzerinden yazılması dolayısıyla herhangi bir ticaret amacı güdemeyecek olduğunu bildiğimden bu seriyi seviyorum ve bu kitap hakkında fazla objektif davranamayacağımı belirtmek istiyorum çünkü kitaplar gerçekten benim listemde yukarı sıralardalar.

Kitabın dili pek iyi değil ancak bu yazarımızın ilk kitabı olduğu için fazla betimleme yapılmaması; açıklamalı, ayrıntılı bir dili olmamasını ben mazur gördüm. Bazı duyguları ya da olayları tam anlayamadım açıkçası, kitap kadının ağzından anlatılmasına rağmen aşkın erkek tarafından daha çok yansıtıldığını söyleyebilirim. Belki de kız karakterden hoşlanmadığımdan olsa gerek.

Kitabımızın erkek karakteri; fazlasıyla kontrol manyağı, hayatı boyunca herkese ve her şeye hükmetmiş, çok güçlü, pozisyonundan emin ve değişik zevkleri olan bir adam Bay Grey. Kitabın kadın karakteri Anastasia ile bir şekilde tanışıyor ve bu değişik zevklerini Anastasia ile yaşamak istiyor. Anastasia ise adamın hayat tarzına ve hükmediciliğine tamamen ters, dik başlı bir karakter. Bay Grey'in yaşam dengesini terine çeviriyor ve onu kendi yaşamına uydurmaya çalışıyor.

Genel olarak konu bu. Şimdi benim neyi sevip nelerden nefret ettiğime gelelim.

Öncelikle bu kadar değişik ve ilgi çekici bir erkek karakterin anlatılması hoşuma gitti ama ben bunun kitapta güçlü bir şekilde anlatılabildiğini düşünmüyorum. Christian'ın Anastasia'yı hükmü altına alamayışı hikayenin asıl olayı olabilir ama bence Anastasia hemen pes edip kaçmamalıydı. Beni en çok rahatsız eden şey kesinlikle bu oldu. Tuğla gibi üç kitap yazıyorsun ama adam daha ilk kitabın ortasında kızın hükmü altına giriyormuş gibi geldi bana. Üstelik BDSM ağır bir şekilde de anlatılmıyor. Bana göre adamın daha sert olması, bu hayat tarzından daha çok kesit anlatılması ondan sonra her şeyin tersine dönüşünün anlatılması gerekiyordu. Anastasia'nın diğer üç kitap boyunca hep kendi ayakları üstüne durmaya çalışması da beni biraz rahatsız etti. Adamdan bütün dünyasını değiştirmesini istiyor ancak kendisi bir adım bile gelmiyor. Çok pasif ama aynı zamanda güçlü bir karakter oluşu bana dengemi şaşırttı resmen.



İki farklı yaşam tarzını birleştirmesi, böyle bir şey benim başıma gelirse ne yapardım acaba diye düşündürmesi hoşuma gitti ancak dediğim gibi kız karakterin bu kadar fazla dik başlı oluşu, her şeyi adamın yapışı beni pek memnun etmedi.

Genel olarak kesinlikle sevdiğim bir kitap. Sadece küçük detaylara girildiği zaman benim haz etmediğim birden fazla nokta oldu ama kitap benim için her zaman Christian'ın aşkı için her engelle baş ederken masum bir çocuk kadar sevgiye muhtaç olması yüzünden listemde üst sıralarda kalacak.

Eğer cinsellik yüklü kitaplar hoşunuza gitmiyorsa bu kitap kesinlikle sizin için iyi bir tercih olmayacaktır. eğer vaktiniz varsa, erotizm unsuru sizi rahatsız etmiyorsa ve güzel bir romantik kitap okumak istiyorsanız bu kitap ve seri tercihiniz olabilir.

Serinin bütün kitapları  benim favorimdir.

Sevgiler :*



9 Ocak 2015 Cuma

Fısıltı Serisi / Hush Hush Series




Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Fısıltı Serisi / Hush Hush Series
Yazarı: Becca Fitzpatrick
Yayınevi: Pegasus Yayınevi
İngilizceden Çeviren: Sevinç Tezcan Yanar

Seri kitapları sevemedim, sevemiyorum ve sevemeyeceğim sanırım. Nedense elim kitapçılarda hep seri kitaplara gidiyor ama gel gör ki açıp okuduğumda bir kez daha yanıldığımı görüyorum. Bugüne kadar en ateşli şekilde savunduğum düşüncelerden biridir seri kitapların çoğunun ticari amaçla yazıldığı. Bu kitaplar ise bana bu düşüncemin ne kadar doğru olduğunu ispat eden, ticari amaç güdülerek yazıldığı en aşikar olan serilerden biridir.

Bu kitapları alıp okuyup beğenmiş olanlar olabilir, saygı duyarım ancak benim hoşuma gitmeyen bir seri oldu. Kitapları tek tek yorumlamak isteyecek kadar bile sevmedim bu seriyi. 

Bütün kitapları birlikte aldığım için hepsini okudum ancak beni tatmin ettiğini söyleyemem. İlk kitabı okuduğunuzda gerçekten hoşunuza giden bir aşk bulabilirsiniz ancak diğer kitaplar o kadar gereksiz bir uzatma halinde devam ediyor ki bitirene kadar kafayı yedim. İkinci kitabını okumanıza bile gerek yok diyebilirim.
 
Seride genel olarak sevmediğim ticaret amacından öte Patch'in her fırsatta Nora'yı ön planda tutmaya çalışması sırasında Nora'nın her şeyi ters algılamasından bunaldım. Bana göre Nora karakteri Patch'e yeterince aşık bir şekilde anlatılamamış, biraz dengesiz bir karakterdi.

Yazarın dili hakkında herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. İlk kitapta gerçekten tarzını beğenmiştim çünkü ama diğer kitaplar böyle bir uzatma amacına girince yazardan da soğudum.

Eğer çok merak ediyorsanız, boş zamanınız varsa okuyabilirsiniz. Beni tatmin etmedi çünkü benim görüşlerime uygun bir kitap değildi ancak tatlı bir aşk romanı okumak isteyen birçok kişinin hoşuna gideceğini düşünüyorum.

Sevgiler :*


5 Kasım 2014 Çarşamba

S*ktir Et / F*ck It




Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: S*ktir Et / F*ck It
Yazarı: Jonh C. Parkin
Sayfa Sayısı: 196 / 104
Yayınevi: Arunas Yayncılık
İngilizceden Çeviren: Figen Kılavuz

Ben bu tarz kitaplardan pek haz etmediğim için mi yoksa başka bir şeyden mi bilemiyorum ama ben birçok kişinin bayıldığı bu kitapları beğenemedim. Her şeye 's*ktir edin' diyin diyor ancak bunu nasıl yapacağımız konusunda bize çok bir şey öğrettiğini düşünmüyorum açıkçası. Sizi rahatsız eden bir şey mi var, s*ktir edin. Peki ama nasıl? Bunu söylemeyi herkes biliyor zaten. Önemli olan bu kitabın bana bu sözleri söyleyebilmenin yöntemini öğretmesiydi ama ben öyle yaptığını düşünmüyorum.

İkinci kitabı arkadaşım hediye ettiği için okumuştum ama ona pek de okumak denemez. En fazla on dakika içinde bitirebileceğiniz bir kitap çünkü resimler ve altına düşülmüş notlardan oluşuyor. Bundan sonrada 's*ktir et terapi' diye bir kitabı daha olması lazım ama onu alıp okumaya değer bulmadım. Zaten seri olan kitapların çoğunun amacının ticaret olduğunu düşünüyorum.Bu kitapların ilk ikisinden de hoşlanmadığım için üçüncüsünü almadım.

Eğer size bir şeyler katacağını, hayatını değiştireceğini düşünüyorsanız bu kitaplara para vermeyin derim ama sadece merak ediyorsanız, çevrenizden güzel yorumlar aldıysanız, boş zamanınız varsa alıp okuyabilirsiniz ama bence buna gelene kadar birçok daha güzel kitap var.

Sevgiler :*

1 Kasım 2014 Cumartesi

Yaratıcı Zekanın Gücü / The Power of Creative Intelligence


Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Yaratıcı Zekanın Gücü / The Power of Creative Intelligence
Yazarı: Tony Buzan
Sayfa Sayısı: 160
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
İngilizce'den Çeviren: Beyhan Kurt

Kahvelerinizi alın, bir yere oturun ve zekamızın ne kadar sınırsız olduğunu anlamak için bu kitabı okuyun. 

Bu kitap aslında insana beyninin her iki tarafını da kullanmaya başladığında ne kadar sınırsız bir hayal gücüne sahip olabileceğini ve her şeyi yapabileceğini anlatıyor.Sol veya sağ beyinli olduğunu düşünen insanların aslında ikisini de kullanması gerektiğini; asla müzisyen,ressam,yazar olamayacağını düşünen bir insanın ne kadar yanıldığını; insanın isterse her şeyi yapabileceğini gösteriyor. Kitabı kilerdeki dolabın içinde bulduğumda o kadar ilgimi çekmemişti ve köşeye koymuştum. Okumamak için bahaneler üretiyordum ama bir akşam dayamayarak okumaya başladım. İlk sayfadan itibaren beni öyle büyülü bir dünyanın içine çekti ki elimden bırakamadım. Resimden de anlaşılacağı üzere kitabı okuya okuya yıprattım. Ne zaman bir işi başaramayacağımı düşünsem açıp bu kitabı okudum. İçindeki taktikleri kullandım. Kendime zekamın sınırsız olduğunu, sadece sayısal ya da sadece sözel düşünemeyeceğimizi hatırlattım. Bu kitap bana sadece bir şeyler öğretmedi, öğrettiği şeylere inanmamı da sağladı. 

Eğer hâlâ bir şeyleri başaramayacağınızı düşünüyorsanız bu kitabı okuyun ve  bir kez daha düşünün.

"Zihin Haritası oluşturmaya başladığınızda, siz de düşüncelerini gözle görülür hale getirmek, böylece disiplinlerine doğru yaratıcı adımlar atmak üzere Zihin Haritası'nın temel unsurlarını kullanan büyük dahiler grubuna katılacaksınız."


Yazarın tembelliği bile yaratıcı zekanın ürünü olarak görmesi beni büyüledi diyebilirim. Olaylara yeni bir açıdan bakmaya başladım. Birçok insanın yakındığı tembelliğin aslında hayal gücünün yoğun kullanımıyla alakalı olduğunu öğrenmek bile ön yargılı olmamam gerektiğini bana bir kez daha hatırlattı. 

Eğer sizde benim gibi kişisel gelişim kitaplarına, hayal gücünün kullanımıyla ilgili konulara ilgiliyseniz demeyeceğim çünkü bu türleri sevmeyen bir insanın bile bu kitabı seveceğini düşünüyorum. 

Sevgiler :*


30 Ekim 2014 Perşembe

Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar / Tall Tales And Wedding Veils




Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar / Tall Tales And Wedding Veils
Yazarı: Jane Graves
Sayfa Sayısı: 332
Yayınevi: Özgü Yayıncılık
İngilizceden Çeviren: Selim Yeniçeri


Vegas'ta bir tesadüf sonrası kutlama yapmaya giden Heather ve Tony'nin başına gelenleri okuyoruz bu kitapta. Kitap romantik komedi tarzındaydı ve benim çok hoşuma gitti. Konuşmalar, yazılan cümleler öyle özenli düşünülmüş, öyle güzel yazılmıştı ki kitabı iki üç kere baştan okudum ve bu kitabı henüz almamış olan herkese tavsiye ettim. Kitabın içeriği hakkında çok şey anlatmak istemiyorum çünkü her bir sayfayı benim gibi acele acele çevirerek okuma zevkini yaşamanızı istiyorum. Gerçi bir süre sonra kitap bitmesin diye sayfaları çevirmek bile istemeyeceksiniz çünkü kitap bitmesini istemeyeceğiniz kadar güzel.

Tony ve Heather'ın arasında herkesin en azından bir kez olsun hayalini kurmuş olduğunu düşündüğüm tarzda; hem eğlenceli hem de tutkulu bir ilişki var. Başta birbirlerinden uzak olduklarını düşünmeleri, farklı dünyaların insanları olduklarına inanmaları bile beni rahatsız etmedi. Yazarın dilinin ustalığına bağlıyorum bunu. 


"Neden bizim gibi kadınlar öyle erkeklerle asla birlikte olamaz?"
"Çünkü biz üç rakamlı IQ'ları olan kadınlarız."


Kitabın ortasında neler olacağını, bir olaydan sonra neyin gelip gelmeyeceğini tahmin bile edemeyeceksiniz diyemem ama zamanınız varsa, bir pazar gününü keyifli bir kitaba ayırmak istiyorsanız almanız gereken bir kitap. Sizi içine çeken bir atmosferi ve çok eğlenceli iki aşığı var.

Elinizde hâlâ bu kitap yoksa alıp okumanızı tavsiye ederim.

Sevgiler :*

26 Ekim 2014 Pazar

Çirkinin Aşığı / The Raven Prince




Kitabın Türkçe / Orijinal Adı: Çirkinin Aşığı / The Raven Prince
Yazarı: Elizabeth Hoyt
Sayfa Sayısı: 378
Yayınevi: Pegasus Yayınları
İngilizceden Çeviren: Fulya Gümüşpala Teke
Seri Adı: Prens Serisi 1
Seri sırası: Çirkinin Aşığı / Kalbimi Sana Verdim / Bir Aşk Masalı / Buz Prenses


Çoğu insanın benim gibi bayılarak okuyacağı, her sayfası incelikle işlenmiş, insanı hem heyecanlandıran hem de hüzünlendiren bir aşk romanı Çirkinin Aşığı. Benim en sevdiğim roman olmaya da aday. Birbirini sevip kavuşmamakta direnen ve bu sırada da birçok eğlenceli konuşmaya zemin hazırlayan aşıkları seviyorsanız bu kitap tam size göre. Ben hem tarihi hem de atışmalı aşıkların olduğu romanları çok sevdiğim için bu romanı da Anna Wren ve Edward De Raaf arasındaki, insanı soluksuz bırakan aşk sayesinde sevdim.

Kont suratını astı. "Talihsiz bir fahişe, demek istiyorsunuz herhalde! Siz delirdiniz mi?"
Kont, Anna'nın tahmin ettiğinden çok daha kızgındı. "Onun adı Pearl."
"Pek güzel," dedi, kendisini masadan şiddetle geri iterek. "Mahlukla yakın ilişkiler içindesiniz."
"Onun bir mahluk değil, bir kadın olduğunu belirtmek isterim."

Sürekli yakışıklı erkek, muhteşem kadın ikilisini anlatan romanlardan farklı olarak Edward'ın çirkin biri olarak tasvir edilmesi beni asıl etkileyen nokta oldu. Yazarın erkeği ya da kadını mükemmelleştirmek gibi bir çabası yok. Üstelik karakterlere kusurlar ekleyerek onların daha gerçekçi görünmesini sağlamış. Edward'ın bütün o kaba görünüşü altındaki düşünceli hali ve Anna ile yaptığı konuşmalardaki cümleleri ister istemez sizi etkileyecektir.  Edward'ın bütün düşüncelerini rahatça dile getirmesi ve çoğu zaman küfürlü bir dil kullanması, Anna'nın dışarıdan hanım hanımcık bir dul olarak görünmesi ama aslında tutkularının peşinden koşması ve zamanı geldiğinde aşkına sahip çıkması iki karakterinde benim gözümde yücelmesini sağladı. Her bölümün başına Kuzgun Prens masalından bölümler konulmuş olmasına ise bayıldım. Her bir bölümün başını masal sayesinden daha bir heyecanla bekledim sanki.

Yazarın dili o kadar akıcı, o kadar incelikli ki kitabı bir solukta bitiyorsunuz. Kitabın, okuduğunuz ilk sayfadan itibaren özenle düşünülmüş, büyük bir tutkuyla yazılmış olduğunu anlayacaksınız.

Henüz bu kitabı okumadıysanız gidin alın, alın, alın. Keyifle okuyacağınızdan eminim.

Sevgiler  :*